Festivalden Gösterimler – Üç Veda…
Film Analizi…
Yönetmen: Isabel Coixet
Senarist: Enrico Audenino, Isabel Coixet
Özgün Yapıt: Michela Murgia
Görüntü Yönetmeni: Guido Michelotti
Kurgucu: Jordi Azategui
Özgün Müzik: Alfonso De Vilallonga
Oyuncular: Alba Rohrwacher, Elio Germano, Silvia D’Amico, Galatea Bellugi
Yapımcı: Massimo Di Rocco, Luigi Napoleone, Riccardo Tozzi, Giovanni Stabilini, Francesca Longardi, Marisa Fernández Armenteros, Sandra Hermida, Carlo Gavaudan, Marco Miana
Yapım Şirketi: Cattleya, Ruvido Produzioni, Bartlebyfilm, Buenapinta Media, Bteam Prods, Perdición Films, Apaches Entertainment, Tres Cuencos Aie, Vision Distribution
Dünya Hakları: Vision Distribution
2025 / 122′
Yönetmen Isabel Coixet, 2023 Yılında 4. Evre böbrek kanseri nedeniyle yaşamını yitiren İtalyan yazar ve aktivist Michela Murgia’nın otobiyografik kitabından sinemaya uyarlanmış bir hikayeyi “Vedalarda bile zarafet vardır, kederde bile neşeye yer vardır” diyerek sinemaya aktarıyor.
Hikayeyi özetlersek, Roma’da yaşayan beden eğitimi öğretmeni Marta (Alba Rohrwacher) ile restoran işleten “Şef” sevgilisi Antonio arasında uzun süredir devam eden ilişki artık yürümemektedir. Anlamsız bir tartışmayla ortaya çıkan abartılı gerginlik Antonio’nun (Elio Germano), kendisini terk etmesiyle sonuçlanır. Marta depresif bir döneme girmiştir ve içinde olduğu ruh haliyle savrulmalar yaşar. Bir gün çöpten çıkardığı, hafifçe yıpranmış, gerçek boyutta bir K-pop yıldızının karton maketiyle tek taraflı tartışmalar yaparak ve Antonio’nun popüler ve başarılı olan restoranı hakkında internette isimsiz negatif yıldızlı yorumlar yayınlayarak, kısmen eğlenceli ve olağan dışı yollarla kendisini iyileştirmeye çalışır. Yaşamında, kız kardeşi, öğrencileri ve dolabında sakladığı karton maket vardır.
Marta gündelik yaşamda bir boşluk içerisindedir. Kız kardeşinin (Silvia D’Amico) ısrarlarıyla yemek sorunları ve mide bulantılarına çözüm aramak üzere doktora giderek yaptırdığı tetkikler neticesinde, 4. Evre kanser hastası olduğunu öğrenir. Bu andan itibaren her kanser hastasının yüzleştiği süreçte, önceleri ümitlenerek disiplinle denediği ve bir müddet iyiye giden alternatif tedavi sürecine karşın sonuç alınamadığını ve kanserin kötüye gittiğini öğrenir. Marta, bu kısa ve sancılı dönemde ayrıldığı sevgilisi, kız kardeşi, öğrencileri ve iş yerindeki arkadaşlarıyla iç burkan bir vedalaşma sürecine girecektir.
45. İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi Üç Veda, mütevazı başlangıç sahneleriyle genç orta yaşlardaki sıradan bir çiftin ilişkisine odaklanırken, Marta’nın kanser hastası olduğunun ortaya çıkmasıyla seyirciyide içine alan bir duygu türbülansı oluşturuyor. Doğal olarak sıradanlaşmaya son derece müsait amansız hastalık odaklı bir drama, Yönetmen Coixet’nin dokunuşlarıyla, naif, mütevazı ve duygusal bir yaşam hesaplaşması ve vedalaşma haline gelirken, göz yaşlarınızı tutmakta zorlanıyorsunuz.
Kuşkusuz çağımızın vebası haline gelen ve bir olasılıklar ve bilinmezler hastalığı olan kansere odaklanan hikayelerin yarattığı dramlar, bu hastalıkla mücadele edenler ve yakınları tarafından gayet iyi bilinen bir olgu. Bu noktada Üç Veda, seyirciyle Marta arasında son derece sıcak bir duygusal ilişki yaratırken, sizi de sarsmayı başarıyor. Adeta ailenizden bir fertmişçesine, sık sık saçları rüzgarda uçuşarak Roma sokaklarında bisiklet kullanan bu kadının dramının bir parçası haline geliyorsunuz. Bir zamanlar büyük ses getiren “Love Story/1970” gibi filmler hemen aklımızdan geçse de, filmin aksını başarıyla değiştiren ve seyirciyi adeta çarpan bu içten ve duygusal hikaye, bir anlamda sinemanın gücünün de başarıyla altını çiziyor. Love Story’nin efsane şarkısı gibi bu filmde de Nina Simone size “I get along without you very well” diyor.
İstanbul İtalyan Kültür Merkezinin desteğiyle gösterilen Isabel Coixet imzalı Üç Veda, filmi izlerken yaşama dair farklı okumalar yapmamızı sağlıyor ve hayatın ne denli kısa ve kötü sürprizlere açık olduğunu bizlere bir defa daha güçlü bir biçimde anlatıyor. Görüntü yönetmeni Guido Michelotti’nin 35 mm çekimleri Marta’nın ustaca dağınık bırakılmış sarı saçlarının yarattığı görsel etkiler dışında fazla derinliğe sahip değil. Roma’da geçen bir hikayenin atmosferinin farklı olması gerektiği düşünülebilir. Ancak belki bilinçli bir seçimle mekanların karakterin önüne geçmesi istenmiyor. Marta’nın doktorundan (Sarita Choudrey) aldığı psikolojik destek, bu beklenmedik ve üzücü teşhise karşın farklı bir türde rahatlık hissi uyandırıyor.
Başka bir yönetmenin elinde, sıradan bir “hastalık” draması olabilecek bu hikaye, Yönetmen Coixet’nin hüzünlü ve bilinçle oluşturulmuş detaylarıyla seyircinin dikkatini, karakteri ile birlikte bu şartlar altında yavaş yavaş değişen Marta’ya yoğunlaştırıyor. Geçerli bir okuma yapacak olursak bazen karşılaşılan ani şoklar, kişinin ruhunun derinliklerinde sakladığı gerçekleri ve kişinin kendisini açığa çıkarabiliyor. Aynı durum Marta için de geçerli hale geliyor. Kötü haberin ardından geçen sürede, başına gelen ve çevresinde yaşanan küçük dramlar sayesinde içinde bulunduğu depresif ruh hali hafifleyerek yavaş yavaş yeniden sosyalleşmeye başlıyor. Antonio ile yeniden arkadaşlık kurarken ilişkiyi reddeden taraf bu defa o oluyor. Kendisiyle sürekli ilgili genç ve yakışıklı meslektaşının (Francesco Carril) ilgisine karşılık veriyor ve kendine zarar verme alışkanlıkları olan iki kız öğrenciye şefkatle yaklaşarak müdahale ediyor.
Artık gün batımı yaklaşmaktadır ve günlük yaşamın sıradan manzaralarından yansımayan farklı renkler adeta aniden ortaya çıkıyor. Coixet ve Enrico Audenino’nun duyarlı senaryoları küçük ayrıntıları usulünce ve tek tek öne çıkartıyor. Bu noktada adeta bir metafor haline gelen ve Antonio’nun “neden alıyorsun” dediği üç seramik kasenin (Murgia’nın kitabının başlığı “Üç Kase / Kriz Yılı için Ritüeller”) sihiri böylelikle anlaşılıyor. Michela Murgia, İtalyan romancı, oyun yazarı ve radyo kişiliğiydi. Campiello Ödülü’nü, Mondello Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü ve Dessì Ödülü’nü kazandı ve İtalyan kamuoyunda ötenazi ve LGBTQ+ hakları gibi temalar üzerine konuşan aktif bir feminist ve solcu sesti. Bu bağlamda İsabel Coixet imzalı Üç Veda, her şeyden önce Murgia’nın anısına bir saygı duruşu olarak övgüyü hak ediyor.
Hikmet Vardar




