Festivalden Gösterimler – Queen At Sea…
Film Analizi
Yönetmen: Lance Hammer
Senarist: Lance Hammer
Oyuncular: Juliette Binoche, Tom Courtenay, Anna Calder-Marshall, Florence Hunt
Görüntü Yönetmeni: Adolpho Veloso
Kurgucu: Lance Hammer
Yapımcı: Tristan Goligher, Lance Hammer
Yapım Şirketi: The Bureau, Alluvial Film Company
Dünya Hakları: The Match Factory
İNGİLTERE, ABD / 2026 / 121′
Yaşam başdöndüren bir hızla akıyor ve hepimiz yaşlanıyoruz. Doğum ile kaçınılmaz gerçek olan ölüm arasında, dönemlere sıkışan insan yaşamında, günümüzde modern tıptaki bilimsel gelişmelere koşut olarak uzayan ortalama insan ömrü bağlamında, belki de en zorlu dönem yaşlılık oluyor. Yönetmen Lance Hammer 2026 Berlinalede Jüri Ödülü ve En İyi Yardımcı Oyuncu ödüllerine uzanmış sarsıcı bir öyküyü beyaz perdeye taşırken, ileri yaşta ebeveynleri olan herkese derin biçimde düşünme fırsatı sunuyor.
Hikayeyi özetlersek, yaşlı üvey babası Martin’i (Tom Courtenay), ileri derecede demans hastası annesiyle cinsel ilişkide bulunurken yakalayan Amanda (Juliette Binoche), daha önce de bu konuda uyarıda bulunmasına karşın sözünü dinlemediği için durumu polise bildirir. Ancak Martin 18 yıllık eşini sevdiğini ve bilinçli olmasa da yaşlı karısının cinsel ilişkiden keyif aldığını iddia ederek bu durumu protesto eder. Ancak konuya İngiliz bürokrasisinin gerekleri hakim olmuştur ve polisin müdahalesiyle belli prosedürler işlemeye başlar. Bunlar arasında yaşlı kadının bir bakım evine yerleştirilmesi ve Martin’in kendisinden uzak tutulması gelmektedir. Martin’in tüm karşı çıkışları desteksiz kalır ve Leslie (Anna Calder-Marshall) bakım evine yerleştirilir. Ancak bu süreçte yeni yetme kızının cinsellik dahil hayata dair sorunları ve ayrı yaşadığı eşi arasında kalan, aslında kendi yaşamına odaklanarak ailesinden uzak yaşamış Amanda, konuya hakim oldukça bu olayda Martin’in tam anlamıyla sorumlu olmadığını ve annesinin gerçekten böyle bir zaafı olduğunu bakım evinde yaşadıkları tatsız bir olayla anlar. Kanuni prosedür işlemektedir ancak gerek kendi sorunları gerekse demans problemleri yaşayan annesinin fiziki durumu Amanda’yı ve kızını zorlamaktadır. Martin’in sevgisinin tek taraflı ve gerçek olduğunu anlayarak, bir bakıcı desteğiyle başladıkları noktaya geri dönerler. Aradaki tek fark Martin’in cinsel yaklaşımda bulunmayacağına dair söz vermesi ve Leslie’nin isteklerine karşın sözünü tutmasıdır. İleri dönem demans hastası olan Leslie bu durumun farkında değildir. Ancak hayatın döngüsü devam etmekte genç bir insan bedeni hazla tanışırken, belli bir yaştan sonra sevgi ve fedakarlık dahi büyük bedeller ödenmesine neden olmakta ve yaşam sona ermektedir.

Yönetmen Hammer son derece hassas ve çeşitli şekillerde yaygın olan bir soruna kamerasını çeviriyor. Bu filmin usulca altını çizdiği bir meselede var. Bu mesele yaşlı insanların geriatrik destekleri kabul etmemesi ve bizde huzurevi olarak tanınan bir yaşam gerçeğini bir tür yok olma sayarak reddetmeleridir. Burada bıçak sırtı bir durumda karşımıza çıkıyor. Bize göre de görece uzun ancak eğitimli insanlar için hızla ve mücadeleyle geçen insan yaşamı, bizzat kendi bedenimizle bizleri adeta bir sınava sokarak, genellikle zorlu bir süreçle sona eriyor.
Yaşlı nüfusun hızla arttığı batı toplumlarında, bu mesele ciddi bir sosyal sorun olduğu kadar, ekonomik yük haline de gelmektedir. Yönetmen Lance Hammer’in filmi bu noktada yaşlı insanlaın kendi başlarına yaşamalarında büyük sakıncalar olduğunu gösteren bir tür kamu spotu etkisi uyandırıyor. Ve ne yazıkki yaşamın bu acımasız döngüsünü adeta bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
İlk bakışta, kalp hastalıkları ve kanser gibi doğrudan ölümcül olmasa da, özellikle yaşamın uzaması ve sağlıksız çevre ve gıdalar nedeniyle ortaya çıktığı düşünülen ve nedeni halen tam olarak tespit edilememiş ve yine ileri yaşlarda sağlıklı insanları dahi üzücü bir duruma sokan “alzheimer” gibi sağlık sorunlarının ortaya çıkması, günümüzün önemli gerçeği haline geldi. Bu noktada Sir Anthony Hopkins’in baş rolünde önemli bir performansa imza attığı Florian Zeller imzalı Baba (The Father-2020) geriatrik sorunlarla ilgili hemen aklımıza gelen örneklerden.
Yönetmen Lance Hammer imzalı “Kraliçe Zor Durumda” adeta “viagra” reklamı gibi algılanabilecek bazı gülümseten diyaloglar içerse de, yakıcı bir sorunu farklı bir perspektifle tekrar beyaz perdeye taşıyor. Kültürel farklılıkları irdelemek için iyi bir fırsat olan ve adeta kaş yaparken göz çıkartan batılı sosyal destek sistemlerinin de ölçülü bir eleştirisi haline gelen bu film, kasvetli İngiliz sosyal yaşamı kadar, yaşamın önemli bir gerçeğini beyaz perdeye taşırken bizlere de farklı okumalar yapmak fırsatını veriyor.
Hikmet Vardar
