Melankolik Bir Dahi: CHOPIN, CHOPIN!
Yönetmen Michal Kwiecinski, dahi müzisyen Chopin’in biyografisini, 1835 yılında ve henüz 25 yaşındayken dorukta olduğu Paris yılları üzerinden anlatmış. Chopin’in parlak yeteneğini, verem hastalığına karşı verdiği mücadeleyi, zorlu yaşam koşullarına karşı dirençli ve dokunaklı öyküsünü beyaz perdeye taşımış.
Yaşamın en eski sanatsal formlarından olan müzik, sonsuzluk hissi, ilahi dokunuşlar ve yaşamın mucizevi boyutu hakkında yarattığı ifadelerle, insanın yaşama tahammül edebilmesinin en önemli dayanaklardan birisi.
YAŞAMI NOTALARLA DAMITAN DAHİ
Bu mucizevi sanat aracılığıyla yaşamı notalarla tasvir eden dahi müzik insanlarından birisi de Polonya’lı 19.yüzyıl bestecisi Frederic Chopin… Yönetmen Michal Kwiecenski, 19. yüzyıl Paris’ini görüntü yönetmeni Michal Sobocnski’nin adeta yağlı boya dokunuşlarıyla bir tablo gibi yansıtan görselleştirmeleri aracılığıyla, Chopin’in yaşamını izlemeye seyirciyi davet ediyor.
Yönetmen Michal Kwiecinski, dahi müzisyen Chopin’in biyografisini, 1835 yılında ve henüz 25 yaşındayken dorukta olduğu Paris yılları üzerinden anlatmış. Chopin’in parlak yeteneğini, verem hastalığına karşı verdiği mücadele ve zorlu yaşam koşullarına karşı dirençli duran dokunaklı öyküsü beyaz perdeye yansıyor.
FRANSA KRALININ GÖZDESİ
Frederic Chopin, Romantik dönemin Polonya’lı klasik müzik bestecisi ve piyano virtüözü, 25 yaşında Paris salonlarının, aristokrasinin ve Fransa Kralı’nın gözdesidir. Döneminde neredeyse önemli hiçbir olay onun katılımı olmadan gerçekleşmez. Chopin, genelde gece geç saat kaçamaklarında ya da konser sonrası partilerindedir. Çoğunlukla enerjik görünse de, ölümcül şekilde hastadır ve şakalarla geçiştirdiği hastalığı yaşamını tüketmektedir. Chopin, besteciliği dışında maddi yükümlülükleri nedeniyle piyano dersleri verir, sipariş üzerine besteler yapar. Arkadaşlarının baştacı, kadınlar ise onun hayranıdır.
Chopin karakterini canlandıran Eryk Kulm, Chopin, Chopin! filminin en önemli artısı ve dâhi bestecinin müzikle nefes alan hayatını, tutkularını ve kırılgan, melankolik dünyasını yansıtmakta yönetmen Kwieciński’nin de baş enstrümanı… Bu bağlamda parlak Paris panaromaları ve görkemli konser sahneleri bekleyen seyirciler açısından ise Chopin, Chopin ! hayal kırıklığı yaratabilecek bir film.
DEKADAN PARİS GECELERİ
Chopin’in, yıllara meydan okuyan zamansız eserleri ve onların yaratım sürecinde yaşadığı çalkantılı yaşamı, sinema sanatının olanakları dahilinde beyaz perdeye yeterince yansıtılabilmiş mi? Şüphesiz bu sorunun yanıtı bu büyük besteciyi nasıl ele alıp, nasıl yansıtmak istediğinizde gizli! Peki yönetmen Kwiecinski, bu yansıtmayı başarıyla gerçekleştirebilmiş mi? Film için ihtiyaç duyulan pek çok ayrıntıdan taviz verilmese de, bu soruya olumlu bir yanıt vermek zor görünüyor.
Döneminde en çok konuşulan isimlerin başında gelen Chopin, aynı zamanda dekadan (1) Paris gecelerinin romantik figürüdür. Chopin’in, genetik olan verem hastalığı nedeniyle öksürürken zaman zaman ağzından kan gelir ve ona günlerinin sayılı olduğunu hatırlatır. Bu nedenle elini çabuk tutmak ve çocuk sahibi olmak için evlenme teklif ettiği Maja’nın (Justyna Krzyzanowska) annesi tarafından reddedilir. Bu durumun yarattığı hayal kırıklığı sonunda Chopin, artık yalnızca iki saplantısıyla yaşama tutunmaya çalışır: Müziği ve bir partide tanıştığı, döneminin ilerisinde olan yazar George Sand (Josephine de la Baume) ile yaşadığı büyük aşk…
ISKALANMIŞ BÜYÜK AŞK
Chopin, Chopin! dehasıyla insanlığı büyülen bir bestecinin talihsiz yaşamını, aşklarını ve dönemine vurduğu damgayı, 19. yüzyıl Paris’inin penceresinden anlatan basık atmosferli bir yapım. Mezarı Paris’in Pere Lachaise mezarlığında olan Chopin’in biyografik filminde yönetmen Kwiecinski, onun dehasından çok kırılgan, melankolik kişiliğine yoğunlaşmış. Bu bağlamda filmde mekan ve atmosfer yaratma becerisi ve daha önce vurguladığımız gibi görüntü yönetmeni Michal Sobocnski’nin resim lezzetindeki görüntüleri öne çıkıyor.
Döneminin önemli yazarlarından George Sand ile Chopin’in yaşadığı fırtınalı aşk ise filmde vasat ve derinliksiz bir şekilde ele alınmış. Bu yaratıcı kadın yazarın Chopin üzerindeki etkisi ve yaşadıkları aşkın Chopin’in üretkenliğindeki rolünün; liseli iki aşığın pastoral mekanlarda sevişme sahnelerine indirgeyen yönetmen Kwiecinski tarafından ıskalandığının da altını çizelim.
- Dekadan: Dekadan, Fransızca bir şeyin eski saflığını yitirmesi, gerilemesi ve yozlaşması anlamında kullanılan sözcük. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren realizm ve naturalizm akımına tepki olarak doğan sembolizmi eleştirmek için kullanılmıştır.






