Modi: Deliliğin Kanadında…
Amedeo Modigliani ve başka büyük sanatçılar, yaşamları boyunca yoksulluğun sınırlarında yaşayıp, ölümleri sonrasında ünlerini artırıp bugün servet değeri taşıyan yapıtlara imza atmışlardır. Ünlü İngiliz yazar George Orwel’ın, “Paris ve Londra’da Beş Parasız” isimli romanı da, sanatçıların yaşadığı bu sefaleti yansıtmak açısından katkı sağlayıcı malzemeler taşır…
Sinemanın deli fişek oyuncusu Johnny Depp, ünlü İtalyan heykeltraş ve ressam Amadeo Modiglianinin yaşamını sinema diliyle anlatmaya soyunup, bu defa kameranın arkasına geçmiş. 1916 Paris’inde ve I. Dünya Savaşı atmosferinde geçen filmiyle Depp; genellikle biyografik filmlerin sıkıcılık tuzağına düşmeden, yaklaşık iki saatlik süresine karşın seyircinin beyaz perdeye ilgisini canlı tutma becerisini gösteriyor.
BÜYÜK SANATÇILARIN YOKSULLUKLA İMTİHANI!
Amedeo Modigliani (Riccardo Scomarcio) ve başka büyük sanatçılar, yaşamları boyunca yoksulluğun sınırlarında yaşayıp, ölümleri sonrasında ünleri artmış ve bugün servet değeri taşıyan yapıtlara imza atmışlardır. Ünlü İngiliz yazar George Orwel’ın, “Paris ve Londra’da Beş Parasız” isimli romanı da, sanatçıların yaşadığı bu sefaleti yansıtmak açısından katkı sağlayıcı malzemeler taşır…
Günümüzde sanatçıların geçmişe göre yaşam tarzları daha iyi oldu. Kapitalizm ile sanat yapıtlarının metaya dönüşmesi ve bir piyasa değerine sahip olmasıyla, sanatçılar yoksulluktan kurtulsa da; yaratıcılık ve özgünlük bu durumdan payını aldı mı?
KABUSLARIN PANZERİ: SANAT
Yahudi kökenli bir ailenin çocuğu olan Amadeo Modigliani, ailesinin dördüncü ve son çocuğuydu. 1895 yılında geçirdiği veremin ardından, 1898 yılında tifoya yakalandı ve lise eğitimini yarım bıraktı. Bu kabus dolu yıllar onu sanata yöneltti ve resim dersleri almaya başladı.
Ders aldığı Guglielmo Micheli, onun akademik eğitim alması gerektiğini söyleyince Modigliani, 1902’de Floransa‘daki Güzel Sanatlar Okulu’na başladı ve bir yıl sonra da Venedik‘teki Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydoldu. Bu süreç onu Venedik’te uyuşturucuyla tanıştırdı. 1906’da Paris‘e gitti ve Montmartre‘deki beş parasız sanatçıların toplandığı Le Bateau-Lavoir‘a yerleşti. Komşularından birisi de ünlü ressam Pablo Picasso idi. Modigliani, özgür ruhlu ve gururlu biriydi ve Paris’in bohem yaşamı onu da içine çekip alkol ve içki bağımlısı yapmıştı.
1900’LERDE FRANSA VE SANAT
Modigliani, ressam arkadaşı Leopold Zborovski’nin de cesaret vermesiyle 1917’de Paris’te, Berthe Weill Galeri’de 32 tablodan oluşan ilk kişisel sergisini açtı. Henüz özgürlüklerin çok gerisindeki Avrupa’da, çok sayıda çıplak kadın çalışması barındırdığı gerekçesiyle sergi, Paris polisi tarafından kapatıldı. (1)
Birinci Dünya Savaşı dönemi Paris’inin sokaklarında İtalyan bohem sanatçı Modigliani’nin; sanatına bir ortam yaratmak için giriştiği ve giderek çaresizleşen bir arayış içinde bombalar, polisler, edebiyat eleştirmeni sevgilisi Beatrice (Antonia Desplat), yakın arkadaşları Maurice (Bruno Gouery) ve Chaim (Ryan McParland) ve sanat simsarı dostu Leopold Zborowski arasına sıkışır.
Ünlü ve aykırı sanatçı Modigliani’nin yaşamından fırtına gibi geçen yetmiş iki saate yoğunlaşmış yönetmen Johnny Depp… Arkadaşları arasında ‘Modi’ olarak bilinen sanatçı Amedeo Modigliani’nin yoksulluk koşullarındaki bohem yaşamına ve pek çok başka sanatçı, ressam arasından Modigliani’nin biyografisine yönelmesi ise, Depp’in muhtemelen kendi kişiliğiyle benzeşmeler taşıyor olması…
1916 yılında savaşın pençesindeki Paris sokaklarında yaşanan kaotik olaylar dizisinin egemen olduğu film, ünlü sanatçının kişiliğini belirleyen ve sanatında da etkin olan yaşadığı halüsinasyonlardan da besleniyor; bu sanrılar abartılı olarak kullanılsa da…
Kendisine karısının resmini yapmak için emir veren yüksek rütbeli bir askerle olan çatışma sonrasında Modi, şehrin seçkin restoranının vitray camını kırıp kaçar ve Polisten kaçarken de kariyerini noktalayıp şehri terk etme arzusu; sanatçı dostları Maurice Utrillo (Bruno Gouery) ve Chaïm Soutine (Ryan McParland) ile sevgilisi ve ilham perisi Beatrice Hastings (Antonia Desplat) tarafından geri çevrilir.
Modi, sanat simsarı ve arkadaşı Leopold Zborowski’den (Stephen Graham) tavsiye ister; ancak halüsinasyonlarla dolu bir gecenin ardından, istese hayatını değiştirme gücüne sahip Amerikalı koleksiyoncu Maurice Gangnat (Al Pacino), Modi’nin zihninin karanlık dehlizlerini provoke edince, delilik sınırlarında gezen Modigliani’nin yaşamında kaos zirve yapar.
JOHNNY DEPP’İN MİZAHI
Johnny Depp, kişiliğinin bir parçası olan hinoğlu hinliğini, filmlerinin çoğuna da egemen olan mizahla soslayarak, Modi’nin dünyasını ete kemiğe büründürmüş. Rahat işleyen sinema dili, oyunculuk performanslarıyla birleşip, gerçekçi dönem yansıtmalarının gücünü arkasına alarak; ünlü bir sanatçının dünyasını yansıtmaya başarıyla hizmet etmiş.
Yaşadığı travmaların izlerinin Modigliani’nin yetişkinlik dönemlerinde kalıcı sanrılara neden olması, filmde fazla tekrar sıklığına düşüyor ve sinema dilinin olanaklarının yeterince kullanılmadığı duygusunu yaratıyor. Diğer yandan sanatın ana damarından bir sanatçı Modigliani’nin, yaşamınının bir dilimini yansıtma açısından Johnny Depp, yönettiği ikinci uzun metrajlı filmi Modi: Deliliğin Kanadında ile sınıfı geçiyor.
KAYNAKLAR:
(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Amedeo_Modigliani





