45. İstanbul Film Festivali’nin Ardından …
45. İstanbul Film Festivali, ülkemizin en önemli uluslararası film festivali ve bu bağlamda sinema salonlarında kolaylıkla izleyemeyeceğimiz filmleri de görme fırsatı sunuyor. 45. Festival, bu sene 9-19 Nisan tarihleri arasında perdelerini sinefillere açtı ve zengin bir programın ardından sona erdi. Şüphesiz festivalin en önemli bölümlerinin başında Altın Lale Yarışması geliyor. Ayrıca Yeni Bakışlar, Kısa Film Yarıması, N Kolay Galalar, Devrialem, Genç Ustalar, Belgesel Kuşağı, Heyula ve Dünden Bugüne; 45.Festivalin bölümlerini oluşturuyordu. Bu bağlamda İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz bazı filmlerden yola çıkarak izlenimlerimizi okuyucularla paylaşalım.
ADALET PEŞİNDE

Irkçı geçmişini unutturmaya çalışan Almanya’da, günümüzün zor koşullarında ve göçmenliğin pıtrak gibi çoğaldığı bir dönemde, artan enflasyon ve işsizliğe bağlı olarak ırkçılık yeniden uç mu veriyor? Kendini Alman olarak tanımlayan Güney Koreli genç bir savcı kadının, kendisine de yönelen ırkçılığa karşı verdiği mücadeleyi anlatan film, bir nabız gibi yükselerek devam ediyor ve bu yakıcı sorunla ilgili etkili bir karşılık üretiyor. Bu bağlamda gerek oyunculuk, gerekse de mekan kullanımı ve görüntü yönetimi, festivalde izlediğimiz düşündürücü filmlerden birisi olarak Adalet Peşinde’nin öne çıkmasına katkı sağlıyor.
AYŞA UÇUP GİDEMİYOR

Dünyamız az gelişmişlik pençesindeki ülkelerin kan ve gözyaşlarıyla sulanıyor. Adaletsizlik ve şiddetin kol gezdiği ve bunun baş nedeni olan savaşlar bir türlü sona ermiyor. Memleketi Somali’deki savaştan kaçarak Mısır’a sığınan Ayşe, cüzzi bir para karşılığında yaşlılara bakarak hayatta kalmaya çalışır. Bu arada bir süredir bakımıyla ilgilendiği adamın sistematik tacizine maruz kalır ve oturduğu mahalledeki gençlik çetesinin desteğiyle adamı sindirir. Ayşa Uçup Gidemiyor, az gelişmişlik sarmalına savrulmuş ülke halklarının yaşadıkları çileler ve sistemin ürettiği çelişkilerden beslenen asayişizlik, çete savaşları ve bu coğrafyalardaki insanların değersizliğine ilişkin sarsıcı ve etkili bir film. Ülkemizde sinemalarda vizyon şansı olmayan böylesi filmlere İFF, seyirciyle buluşma olanağı sağlıyor.
MODA

Aynı zamanda bir sosyal medya fenomeni ve aktivist olan Angelina Jolie’nin başrolünde olduğu film, moda dünyasının zirvesini anlatırken; aynı zamanda kapitalizmin yaldızlı yüzleri mankenlerin yaşadıkları zorluklar ve kimi dramlar hakkında, bu parıltılı dünyanın arka yüzü hakkında etkili yansıtmalar yapıyor. Evliliği çatırdayan ve ilk uzun metrajlı filmini çekmek üzere olan reklam filmi yönetmeni Maxine (Angelina Jolie), Paris’teki bir moda etkinliğinin prestij filmini yönetme sürecinde, göğüs kanseri olduğunu öğrenir ve bu durum onu alt üst eder. Kişisel yaşamıyla iş yaşamı arasına sıkışan ve görüntü yönetmeni Anton (Louis Garrel) ile ilişki yaşayan Maxine, sıkıştığı sorunlardan kurtulabilecek midir?
SAVAŞ ZAMANI BOŞANMAK

Ukrayna-Rusya savaşı uzun süredir devam ediyor ve savaşta yaşanan trajedileri fon yapan filmler yavaş yavaş uç vermeye başladı. Bu iki ülkeyle aynı coğrafyayı paylaşan ve zamanında Sovyetler Birliği döneminde işgal edilen Litvanya’da geçen bir film Savaş Zamanı Boşanmak… 2022 yılında Vilnius’ta geçen hikayede ergen bir kız çocukları olan ve sosyal medya ağında başarılı bir yönetici olan Marija (Zygimante Elena Jackstaite) ve işsiz film yönetmeni kocası Vytas (Marius Repsys), boşanma sürecini konuşmak için kötü bir zaman seçmişlerdir. Bu süreç Rusya’nın Ukrayna’yı topyekün işgalinden bir gün önceye gelmiştir ve üstüne eklenen mülteci krizi ortamında çift, yaşadıkları ayrılık sürecini atlatmaya çalışır. Filminin öyküsünü anlatmada yönetmen Andrius Blazevicius’un olgun sinema dili dikkati çekiyor.
ANNEM HAKKINDA

Yönetmen Soner Sert, ikinci uzun metrajlı filminde bir yol filmine soyunmuş. Filminin bütünü yol çekimlerinden oluşmasa da, bu süreç filmin sorunsalının anlaşılmasında başat rol oynamış. Üniversite eğitimi için Almanya’ya giden Caner, annesinin ölümünün beşinci yıldönümü anmasına katılmak için Türkiye’ye döner. Annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu ve uzun zamandır görmediği babası Muharrem, onu havaalanında karşılar ve Caner istemese de onu zorla birlikte gitmeye ikna eder. Yaptıkları uzun yolculuk, teyzesi ve dayısıyla da bir araya geleceği bir anma buluşması olacaktır. Caner, bu yolculukta babasıyla şiddetli bir mücadeleye girer. Bu mücadelenin sonucu ise kalabalık aile yemeği sonrasında belirlenir. Soner Sert, henüz ikinci uzun metrajlı filmi Annem Hakkında ile olgun sinema diliyle dikkati çekerken, oyunculuk başarısı ve mekan kullanımı filmin öne çıkan artıları… Bir ailenin iç çatışmalarını metafor olarak kullananan yönetmen, bu yaklaşımıyla kutuplaşmış toplumsal yaşamımıza da göndermeler yapıyor.
BİR ARADA YALNIZ

Bursa’da bir toplu konutun 20. katında oğullarının ölümcül hastalığı, bir ailenin fertlerini birbirinden koparmıştır. On dokuz yaşında ölümcül bir hastalığa yakalan İzzet’in, çaresizlik içinde tek kaçış yolu sanal dünyadır. Oğlunu iyileştirme çabalarıyla sosyal medyada ünlenen annesi Reyhan, bilim dışı seçeneklerin peşine düşmüş ve mucizevi olduğu iddia edilen bir ot bulmuştur. Baba Abdi, bu mucizevi otun peşinden oğlunu alıp sürüklenirken, o da çareyi bir hocada aramaktadır. Aile içerisinde gerilen ipler tamamen kopar. Servis şöförü olan Abdi, aracını manzaralı bir odaya dönüştürüp mucizevi otun peşinden oğluyla çıktığı son yolculukta onunla içten bir bağ kurar. Reyhan ise evdeki boşluğu ve çaresizliği komşularıyla yeni arayışlarla dindirmeye çalışır. Bir Arada Yalnız, sıradan insanların yaşama çaresiz direnmeleri üzerineminimal ve etkili bir yapım olarak öne çıkıyor. Ana karakterlerinin çıkışsızlığını, içine sıkıştıkları bir sosyal konutun sınırlamalarıyla sinematografik bir mekana dönüştüren yönetmen Ali Vatansever, aynı zamanda filminin senaryosunu da yazmış.
DENİZİN GETİRDİKLERİ

Çağdaş Yunan sineması örneği bir film Denizin Getirdikleri… Geçimlerini balıkçılıkla temin eden yoksul insanların umuda tutunma çabaları, dalgalarla karaya vurmuş sahipsiz ve hurda durumundaki bir balıkçı teknesini yeniden diriltme mücadelesiyle yeni bir ivme kazanır . Gemilerin bir metafor olduğu bu filmde, gemiler kendimizden kaçmak için mi yoksa gölgeli geçmişimizi anımsamanın bir parçası mıdır? Umuta dair bir hikâye olan Denizin Getirdikleri, kendini bulmak için çabalayan ve bu yolda başarısız bir hayalperest olan Elias’ın, denizin karaya savurduğu hurda metalden bir tekneyi inşa etmeye kalkışarak, babasının mirasının izinden giderken; umudu temsil eden bir metafor olan teknenin parçalanmaya başlaması, kurduğu ütopyanın da yıkılmasına neden olur. Elias için bu süreç onu gerçekte kim olduğuyla ilgili yüzleşmeye zorlar. Simgeci denizci-şair Nikos Kavvadias’ın yapıtlarından esinlenen yönetmen Aristotelis Maragkos, sıra dışı öyküsünü anlatmada duyulara hitap eden görüntüleri filminin başat ögelerinden biri haline getirme başarısını göstermiş.
CONMERA

Connemara, yıllar sonra çocukluğunun geçtiği dağlık Vosges bölgesine dönen Hélène’in, kafasını kurcalayan bir dizi sorunun ortaya çıkmasına da neden olan olaylara yoğunlaşan bir film. Yaşamı başa sarmak mümkün mü ve yıllar sonra geçmişin ilişkileri yeniden canlandırılabilir mi? Taşrayı yıllar önce terk eden ve Parisli olan Hélène ile kasabasını hiç terk etmemiş, karizmatik gençlik aşkı hokeyci Christophe arasında sürpriz bir aşk filizlenir. Ama yaşam değişmiş ve Helene için uzaklaştığı ve birbirine yabancı iki dünyanın insanları arasına dönmek, hayal ettiği aşkı bulmak yeniden mümkün müdür? Nicolas Mathieu’nün, Leurs enfants après eux (Ve Onların Çocukları) romanını sinemaya uyarlayan oyuncu ve yönetmen Alex Lutz, toplumsal sınıf farklılığı, kültürel uyumsuzluk gibi sorunlara yoğunlaştığı filmi Conmera ile seyirciye de bu önemli başlıklar ilgili düşünme fırsatı sağlamış. Cannes Film Festivali’nin Prömiyerler Bölümünde ilk gösterimini yapan ve 1990’larla 2010’lar arasında sıçramalarla öyküsünü anlatan Conmera’nın, adını Michel Sardou’nun“Les Lacs du Connemara” şarkısından aldığını da ekleyelim.
DİRİLİŞ

Yönetmen Bi Gan’ın son filmi Diriliş, hakkında konuşmak yerine seyrederek yaratacağı etkiyi duyumsamak isteyeceğiniz türden bir film. Filmi değişik şekillerde okumak mümkün mü? Yüz yıla yayılan bir tutku öyküsü olduğu söylenebileceği gibi, sinemaya ithaf edilmiş bir aşk mektubu olarak da tanımlanabilir. Somut olarak filme yaklaştığınızda insanların yaşam sürelerini uzatmak için hayal kurmayı bıraktığı bir toplumda, rutin dışına çıkan “bazı tehlikeli bireyler” hayal kurmaya devam ederek zamanın dokusunu bozar. Bu süreçte her bir duyu beş rüyayla betimlenir ve her rüya ise kronolojik bağlamda sinemanın bir dönemini temsil eder. Film için rüyalardan beslenen bir tür sinema tarih anlatısı, bir ölümsüzlük-ölümlülük destanı da denilebilir. Her biri farklı bir duyuyu yansıtan beş bölümün ana ekseninde, daha önce vurgulandığı gibi rüyasız bir dünyada inatla rüya gören tehlikeli bireyler vardır. Bu bağlamda Diriliş, ayrıksı bir sinemasal deneyim ve masalsı bir film olarak izleyiciye, sinemanın yaşamın anlamına karşılık üretme bağlamındaki önemini yeniden hatırlatan bir destan. Filmin etkisini yaratmada kurgu ve mekân kullanımının da altını çizelim.
Bülent Vardar
